Dementor's Kiss


 
AnasayfaPortalSSSAramaKayıt OlGiriş yap

 

Arétha ^^

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Yazar Mesaj
Arétha Eudemoisélle Vogué
Ravenclaw I. Sınıf


Kadın Mesaj Sayısı : 2
Yaş : 23
Savaş Tarafı : İpucu vereyim; güneşi gördüm
RP partneri : Cık .p
Kan Durumu : Safkan
Asa : Asaletin Şarkısı
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
43/50  (43/50)

MesajKonu: Arétha ^^   7/6/2010, 13:54

Akşam olmak üzereydi. Işınlar artık çok daha az etkili oluyordu ve güneş neredeyse batmak üzereydi. Noémie karşısında duran eve doğru baktı. Ama bu tuğladan yapılmış, çatısı ve kocaman bir bacası olan ev, bu sabah erken saatlerde terk ettiği o apartman dairesi değilmiş gibiydi. Burası onun evi gibi olabilir miydi acaba? Uzun ve dar pencereleri inceledi. Belki de yatak odasına aittiler. İmkânsızda olsa ailesinin içeride olmasını hayal etti. Anahtarlığı çıkarmak için sırt çantasının fermuarını açarken, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Bakalım kapıyı açan anahtarı bulabilecek miydi? Tekrar karanlık eve doğru baktı. Eve girip ailesini kucaklamayı hayal etti. Bu hayali her şeyden çok istiyordu.

Derin bir nefes aldı ve karşıya geçti. Demirden yapılmış süslü püslü tırabzanın üzerinden hoplayarak eve giden taş patikayı takip etti. Elleri çok kötü titriyordu. Anahtarlardan ilkini deliğe yerleştirirken anahtar tıpkı sert bir rüzgârda savruluyormuş gibi hareket ediyordu. Gevşemiş olan kapı tokmağı onu şaşırtmıştı. Anahtarları art arda denedi. Sonunda bronz renkteki anahtar rahatlıkla deliğe girdi. Çevirdi ve açılma sesini duyunca gülümsedi. Kapıyı açtı ve hemen içeri girdi.

Missie!” diye seslenmeye başladı. Ses tonu biraz heyecanlı çıkmıştı. Kapıyı arkasından kapattı ve öylece bekledi. İçerinin havası limon yağı ve gül ağacı gibi kokuyordu. Cevap alamayacağını biliyordu, çünkü Missie, yerinde duramayan, meraklı, küçük bir kurbağaydı.

Kiremitlerle kaplı antreyi geride bırakarak oturma odasına doğru yürüdü. İçeriye giren güneşin son yansımaları cilalanmış tahta parkeleri, ağır ve koyu renk mobilyaları cılız bir şekilde aydınlatıyordu. Ama oda çok soğuktu. Boğucu sessizliğin içinde, saatin tik tak sesi etrafa yankılanıyordu. Rahat görünen kahverengi ve altın rengi sandalyeler dev bir şöminenin karşısında duruyordu. Etrafa bakındı ve tekrar koridora dönüp ikinci kata çıkan merdivenleri buldu. Basamakları ikişer ikişer çıktı. Sırt çantası hala yanındaydı. Merdivenlerin başında tekerlekli bir sandalye duruyordu. Soğuk metal kenarlarına dokundu. Bir yetişkin için fazlasıyla küçük görünüyordu. Koridora bakındı. Üç tane odanın da açık kapısından hole güneş ışığı süzülüyordu. Koridorun sonundaki dördüncü kapı kapalıydı. Kristal vazolarla süslü uzun bir masanın önünden parmaklarının ucuna basarak geçti. ev terk edilmiş gibi duruyordu. Ama henüz birinin burada olup kendisini izlediği düşüncesini üzerinden atamıyordu. Durdu ve ilk odaya girmeden önce kapıyı dinledi. Odanın içi dezenfekte edilmiş gibi ilaç kokuyordu. Bu koku, sarı yeşil duvar kâğıdıyla kaplanmış olan odanın neşeli görünüşüyle hiç de bağdaşmıyordu. Köşedeki hastane yatağının üzerinde bir dizi oyun ve oyuncak hayvanlar vardı. Rengarenk kitapların yanındaki tezgahta şırıngalar ve bir de monitör duruyordu. Yine renkli boya kalemleri ve yırtık pırtık bir monopoly oyunu göze çarpıyordu. Bu oda tekerlekli sandalyenin sahibi olan çocuğa ait olmalıydı.

Tekrar koridora döndü ve durdu. Bir tuhaflık vardı. Hava giderek soğuyordu ve yaklaşan bir tehlikeyi tüm vücuduyla hissediyordu sanki. Yandaki odaya süzüldü. Duvarda kaykaycı posterleri asılıydı. Gülümsedi. Rafta dizili olan kaykaya, beysbol sopası ve eldivenlerine, dizliklere, başlıklara baktı. Masada duran bir şey gözüne çarpınca kalbi duracak gibi oldu. Bir antetli kağıtta Çocuk Hastanesi yazıyordu. Bunun üzerinde çok sayıda kahverengi renkte ilaç kutuları sıralanmıştı. İlkini aldı ve ismi okudu: Melisa Culbertson. Bir gürültü ile irkildi. Bekleyerek dinledi. Biri alt kattaki kapıyı mı açmıştı? Büyük ev yine sessizliğe büründü. Üçüncü odaya girdi ve dikkatlice ardından kapıyı kapattı. Genç birine aitmiş gibi duruyordu oda. Ancak dekor hoşuna gitmemişti. Kocaman yatak zümrüt yeşili çiçeklerle süslü bir örtüyle kaplıydı. Dantelli yastıklar vardı. Beyaz mobilyalar ve vazonun içindeki yapma çiçekler çok abes duruyordu. Galiba odanın sahibi odasını tıpkı çiçek bahçesi gibi dekore edecek bir beğeniye sahipti. Sonra bir bilgisayar gördü. Sırt çantasını masa lambasının yanına koydu ve bilgisayarın düğmesine bastı. Masaya oturdu ve ekrana baktı, sonra sisteme girdi ama herhangi bir dosya bulamadı. Tuhaftı. Bilgisayarı kapattı ve gömme dolaba doğru yürüdü. Elini duvarda gezdirerek ışık açma düğmesini bulup açtı. Oda aydınlanınca bir anda nefesini tuttu.

Vavvv!” diye fısıldadı. Kıyafetler tam da onun beğendiği tarzdaydı. Yakası açık bluzlar, mini etekler, ışıltılı kotlar ve leopar desenli bir çizme. Ayakkabılar da mükemmel görünüyordu. Yüksek ya da topuksuz ayakkabılar, tırmanmak için bez spor ayakkabılar ve botlar. Deri ceketini çıkarıp, yumuşacık tüyleri olan bir kazak giydi.

Tekrar yatak odasına döndü. Gömme dolabın olduğu küçük oda ile buranın dekoru iki apayrı zevke sahipti. Tekrar gömme dolaba doğru baktı, sonra kirli çamaşırların bulunduğu sepetin yanına gitti ve kapağını kaldırdı. İçi boştu. Kaşlarını çattı. Dolaptaki kıyafetler yeni ve hiç giyilmemiş gibi görünüyordu. Çoğunun etiketleri hala üzerlerinde asılıydı. Her ne kadar bu sabahtan önce işlediği suçu unutamasa da dolandırdığı kadının dolabındaki kıyafetlere ve ayakkabılara bayılmıştı. Sinsice gülümseyerek dolaba göz gezdirmeye devam etti. Çorapların ve sutyenlerin bulunduğu üçüncü gözde bir defter buldu. Defteri aldı ve ilk sayfasını açtı. Duyduğu bir sesle irkildi. Nefesini tuttu ve dinledi. Kalbi hızla atmaya başladı. Aşağıdaki tahta zeminden ayak sesleri geliyordu. Biri adımlarını duyurmamaya çalışıyordu. Tetikteydi. Elleri soğumaya başlamıştı. Günlüğü komodinin üzerine ses çıkarmadan büyük bir dikkatle koydu. Gelen kişi şimdi merdivenleri çıkıyordu. Şüphe uyandıran bir fısıltı duyduğunu düşündü. Doğruldu ve sessiz bir şekilde kapıya doğru yürüdü, durdu ve konuşulanlaı duymaya çalıştı. Ayak sesleri yatak odasının kapısının önünde durdu. Bir el tahta kapıya dokunmuştu. Kapının tokmağı yavaşça dönüyordu. Donup kalmıştı.

Her zaman iç güdülerine güven.

Birden bu sözler aklına geldi. Bunu ona kim söylemişti ki? Bunun bir önemi yoktu. Telaşla saklanacak bir yer aradı. Sonra yatağın oraya geri döndü ve kapı açılıncaya kadar altına girdi. Sonra yatak örtüsünün ucunu parmakları ile hafifçe kaldırarak kimin geldiğine baktı ve içeriye giren iki genci gördü. En fazla yirmi beş yaşlarında olmalıydılar. İlk çocuk zayıftı. Kemikli yüzlerinde derin yara izleri göze çarpıyordu. Siyah çerçeveli gözlükleri vardı. Ama gözlükler korkunç görünen gözlerini saklayamıyordu. Sol kulağında üç gümüş küpe sallanıyordu ve yüzü tıpkı iğne yastığına dönmüştü. Burnunda üç, dudaklarında iki ve kaşlarında birer tane halka küpe vardı. İkinci çocuğun gözlerinde de aynı ifade vardı. İskelet kılığına bürünmüştü. Geniş boynunda yeşil bir yılan dövmesi bulunuyordu. Koyu renk saçları turuncu ve sarı renklerle gölgelenmişti. Diğer kemik surat odada dolanırken, o kapıda bekliyordu. Kemik surat yatağın yanında durdu. Kalbi duracaktı. Orada olduğunu hissetmiş miydi acaba? Birden yana doğru eğildi ve Noémie’nin sırt çantasını aldı. Noémie gözlerini kalın halının üzerine dikti ve yaptığı aptalca hata için kendisine kızdı. Nasıl sırt çantasını unutmuş olabilirdi ki? Kemikli yüz, yatak örtüsünü kaldırıp baktı ve birden göz göze geldiler. Noémie onu tanıyordu. Dolandırdığı kadının takıldığı serserilerden biriydi. Şimdi adam kendisini öldürmek istiyordu. Kalbi küt küt atmaya başladı. Çok tatlıve yumuşak bir ses tonuyla;

Merhaba Noémie.” dedi. Sanki onu çok uzun zamandan beri tanıyor gibiydi. Mavi gözleri sarı ışıltıyla parlıyor ve sanki onun beyninde bir delik açıyordu. Dudaklarını büktü ama gülmek için değil, onlarda daha çok nefret ve küçümseme vardı.

Seni bir gün yakalayacağımı biliyordum Noémie. Ama hiçbir zaman bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim. Uzun süre bizi peşinden koşturdun.” Hayal kırıklığına uğramışa benziyordu.

Şimdi dışarı çık!” Kemik surat elini ayak bileğine doğru uzattı. Aynı anda Noémie’de yıldırım hızıyla ayaklarındaki çizmeyle gözlüklerine tekme attı, ardından bir tane daha ve onları odadan fırlatmayı başardı. Adamlar koridorda sendeleyerek gözlüklerini ararken, o da çabucak yatağın diğer tarafından dışarıya çıktı. Sırt çantasını ve günlük defterini kaparak kapıya doğru koştu. Yılan dövmeli adam çıkışı kapatmıştı.

Nereye gittiğini sanıyorsun?” dedi.

Dışarı çıkabilecek bir yer yoktu. Her yanı kapatmıştı. Bir futbol oyuncusu gibi devasa ve güçlü görünüyordu. Noémie onun suratına baktı. Göz gözydiler.Noémie’nin mücadelesi karşısında kahkaha attı.

Üzgünüm!” diye fısıldadı bir an düşündükten sonra.

Üzgün mü?” diye tekrarladı adam.

Ayaklarını gol atma pozisyonuna getirip adamın kasıklarına bir tekme atıp elleriyle hızlıca adamı itti ve dengesini kaybettirdi. Genç kız böylece ani bir hareketle dışarı fırlamak için zaman kazanmıştı.

Yılan dövmeli adam ona doğru bir hamle yapmaya çalıştı ama karnının üzerine büyük bir gürültüyle Noémie’nin tam arkasına düştü ve ayak bileğini yakaladı. Holdeki masa yana doğru savruldu ve üzerindeki kristal vazo düşecekmiş gibi oldu.

Bunu eğlenceli bir hale getirebiliriz, Noémie sen bunu her zaman yapıyorsun.” dedi yılan dövmeli adam, ayak bileğini sımsıkı kavrarken Noémie çizmeleriyle ona tekme atmaya çalışıyordu.

Şimdi, söyle bakalım küçük şeytan elmaslar nerede?” dedi kızın bileklerini daha da sıkı tutarak.

Noémie’nin ağzından güçlü ve kısa bir kahkaha çıktı.

Seni küçük canım benim! Seni hemen şurada öldürebilirim.” dedi öfkeyle yılan dövmeli adam.

Charlie, bu şekilde ondan hiçbir şey öğrenemeyeceğini biliyorsundur umarım!” dedi diğer adam. Sesi diğer odadan geliyordu. Charlie’nin bir an dikkati dağıldı ve parmaklarını sıkıca tutmuş olduğu ayak bileklerinden gevşetti. Noémie’nin tüm istediği de buydu zaten. Birden hızla geriye doğru çekildi, eli kazayla masaya çarptı. Kristal vazo yuvarlandı ve yılan dövmeli adamın tam da kafasının üzerine sert bir şekilde düştü.

Yuppi!” diye sevinçle bağırdı Noémie. Kendisinin yapmadığını biliyordu. Geriye doğru hızla koştu. Adam çok iri ve hantaldı. Noémie merdivenlerin başındayken o anca doğrulmayı başarmıştı. Ön kapıda onun arkasından gelen gümbür gümbür ayak seslerini duydu. Kapıyı ardına kadar açtı ve onu hızla duvara çarptı. Ardından kapı kolunu yakaladı ve kapattı. En azından bu ona biraz zaman kazandırabilirdi. Ön merdivenleri inmeye başlamıştı ki arkasında çok gürültülü bir ses duydu. Kapıyı kırarak açmışlar ve parlayan gözlerle onu takip ediyorlardı. Korkuyordu. Ağzı o kadar kurumuştu ki yutkunamıyordu bile. Tam bu sırada Noémie’nin gözüne bir kaykay çarptı. Hiç düşünmeden üzerine bindi ve kaymaya başladı. İki kez sağ ayağı ile hız aldıktan sonra dizlerini bir o yana, bir öbür yana kıvırarak yola koyuldu. Bahçenin içinde tuğla taşlarla ayrılmış olan engebeli yerlerden zıpladı ve ön merdivenlere ulaşmadan önce geniş betonla kaplı demir tırabzanların üzerine çıktı. Burada bir süre dengesini sağlayıp kaydıktan sonra sokak tarafına atladı.

Mükemmel!” dedi kendiyle gurur duyarak.

Derin bir soluk aldı. Caddenin ortasından jet hızıyla gidiyordu. Rüzgâr altın renkli saçlarını uçuruyordu. Trafiğe göre kendini ayarlıyor, istediği zaman kaldırıma çıkıyor ya da caddeye iniyordu. Bir grup park etmiş otomobilin ve minik bir büfenin önünden geçti. Sonra nerede olduğuna dair herhangi bir işaret aradı ve Hollywood Bulvarı ve Vine’nin kesiştiği noktada olduğunu fark etti. Bir barın önüne toplanan gençler sokağın ortasında rap yapıyorlardı. Yayalar hızlıca kaldırımda yürürken, gençler de onlardan bağış istiyorlardı. Sırayla bir dövme ve piercing salonunun, bir sinema, hediyelik eşya dükkânı ve çikolatalı lokma satan bir büfenin önünden geçti. Noémie kaykayını çevirdi ve kaldırımda bir punk yıldızının etrafında toplanmış olan turistlerin arasından yol aldı. Kaldırımdan indi ve caddenin ortasından kaymaya başladı. Arkasına dönüp baktı. Kimse onu takip etmiyordu. Önüne döndüğünde, siyah, eski model bir otomobilin kendisine doğru tam hızla geldiğini gördü. Kaykayıyla ani bir hareketle arabanın tepesine tırmanarak arka bagajdan aşağıya doğru kaydı. Otomobil ani bir frenle durdu. Büyük bir çember çizdi ve Noémie şoförle yüz yüze geldi. O an nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anladı. Çünkü tan da arabanın önünde fren yapmıştı ve zamanında durmasa herhalde büyük bir felaketle karşılaşabilirdi.

Charlie camdan başını çıkararak ona sırıttı. Noémie, kaykayı kaptığı gibi onun yüzüne doğru attı ve kaçmaya başladı. Bir dizi park halinde otomobilin arasından eğilerek geçti. Artık nefesi tükenmeye başlamıştı. Güneş artık iyice etkisini kaybetmişti. Bir nakliye kamyonunun arkasına çöktü. Korkusunu bastırmaya çalışıyordu. Tamponun arkasından eğilerek baktı. Onları göremiyordu ama onların çok yakınında olduğuna dair anlatılması güç bir his içini kaplamıştı. Birden ürperdi ve iyice çürümüş çöp kokan dar bir ara yola doğru kendini attı. Gazete kâğıtları, kırık bira şişelerini tekmeleyerek geçtikten sonra tahta bir çite tırmandı. Ama çit sanki onu üzerinden atmaya çalışan dev bir yılan gibi sallanıyordu. Tırmanmaya çalışırken çöp yığınının içine düştü. Doğruldu ve paslanmış bir sürü ıvır zıvırın içinden son sürat koşmaya başladı ve birden durup etrafına baktı. Leş gibi çöp kokusu artık dayanılmazdı. Kendi kendini tuzağa düşürmüştü. Bir ses duydu ve döndü.

Merhaba Noémie!...” dedi kemik surat onunla dalga geçerek.


****


Out: Noémie başka bir sitedeki karakterimin ismidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Arétha ^^   11/6/2010, 09:45

43.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Arétha ^^

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Dementor's Kiss :: Son Dönem :: Rpg Kutusu Arşiv -
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blogunuzu yaratın