Dementor's Kiss


 
AnasayfaPortalSSSAramaKayıt OlGiriş yap

 

Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Yazar Mesaj
Ra'dal Ian
Dükkan Sahibi & İblis
Dükkan Sahibi & İblis
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 127
Yaş : 39
En belirgin özelliği : özellik.
Savaş Tarafı : taraf.
RP partneri : Peugeot Partner, iyi ticari.
Kan Durumu : B rh (-)
Quidditch Konumu : Köşede 'hat dog' daaatan gıcık herif vardı ya.
Asa : Alea Nâru.
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   13/1/2010, 17:06

1880’lerin başında Amerika birbirine girmişti. İnsanlar Ceplerindekini artırmanın yollarını bulmuşlardı. Sadece artırmak değildi elbette tek amaçları ancak karşılarındakine sadece o şekilde gösterdiklerinde kendilerini olduklarından daha da salak göstermeyi başarabiliyorlardı. Karşınızdaki sizi kendinden ya da olduğunuzdan daha düşük bir seviyede görürse, kendini fazla yormayacaktır. Emin olun ki birkaç metreküplük bir su kütlesinin içindeki kocaman bir alabalığı tutmaktan daha olağan bir şekilde karşınızdakini alt edebilirsiniz. İnsanlar kendilerini geliştirmeye ve karşılarındakini düşürmeye o kadar kaptırmışlardı ki, en büyük özellikleri ve bana göre en büyük lanetleri olan tamahkârlıklarını bile unutmuşlardı. Milyonlarca insan, milyonlarca düşünce ve her düşünce en üstte olmak istediğinde oluşabilecek kaosu bir aklınızdan geçirin. Elleri kana bulandığı halde hala doymamış binlerce katil, artık saklayacak yeri kalmayacak kadar zengin olmuş binlerce ensesi kalın, artık cehenneme bile cennet gözüyle bakacak duruma gelmiş milyonlarca günahkar. Hepsi aynı gün, aynı saniyeler içerinde aynı şeyi düşünüyorlardı, güç. Bu düşüncelere sahip olanlarda sadece birkaç yüzü onu elde edebilecek yolları hesaplayabilecek zekaya sahipti ve tabi ki o zekaya sahip olanların da sadece birkaçı şanslıydı. Bütün olasılıkların içine eden ve sayfalar boyu yapılmış hesaplamaları yırtmak durumda bıraktıran bir kişi vardı. Şanslı olduğu kadar kurnaz ve zekiydi. Tabi bütün bunları bir araya getirip işlerini denk getirmesine sebep sadece benim ama şimdilik bu konuya girmeyeceğim. O zamanlar nefes aldığım günlerdi, iyiydi. Ancak şuanda Dünya’nın en şanlı insanını anlatmayı bitirmem gerekiyor. Adını yada lakabını kimse bilmezdi o zamanlar ama sonradan ‘dörde üç Dean’ demeye başladılar. Kendini bilmez birkaç veledin bulduğu bir şey olsa da insanlar tarafından çok sevilmesine kimse engel olamadı. İşin komik tarafı bu adamın şanslı olmasının tek sebebi işini iyi bilmesiydi. Hesaplama ve bir araya getirme zekası fazla olduğu için, dört sayısını biz normal insanlar gibi iki tane iki rakamıyla elde etmek zorunda değildi. Gelelim neden şanslı sayıldığının en büyük sebeplerine;

Bostonda 1887’de, St. Hamilton kilisesine düşen yıldırımda, üstelik Pazar vaazı sırasında, sıra dışı bir şekilde sadece bir kişi hayatını kaybetti. Bu olaydan sonraki yıllar içerisinde birçok tayfun ve fırtına olmasına rağmen o kiliseye bir daha asla yıldırım düşmedi. 1894’ten 1922’ye kadar San Fransisco eyaletine yağmur yağmadı. Halkın denemeleri sonucunda yapay yağmur bulutları için ne kadar top atılsa da yağmur yağdırmayı beceremediler. 1955’den 1978’e kadar Grand Canyon’da Rüzgar esmedi. Her yıl düzenli bir miktar aşınma gözlenen koskoca vadide tek bir rüzgar etkisi görülmedi. Gözlemlenebilen olaylardan sonuncusu olarak elimdeki notlara göre 1994’de Amerika’nın en büyük limanının bulunduğu Baltimore kıyısında, asrın görüldüğü en büyük bolluk yaşanmış. Bir sene içerisinde yıllardır elde edilen verimin neredeyse milyon katı iş yapılmış. Bütün bu olanları birazdan söyleyeceğim noktaya bağladığım anlamış olacaksınız. 1887 yılında St. Hamilton kilisesinde Pazar vaazında, baş papazdan habersiz bir doğum gerçekleşir. Bu doğum sonrasında Dünya’ya gözlerini açan Dean, doğumundan sonra bir süre San Fransisco’da yaşamaya devam etti. Ancak bir süre sonra annesi olan rahibe hayata gözlerini yumunca, Dean’i Grand Canyon korucularının birinin yanına evlatlık olarak verdiler. Sonrasında Dean artık kendi ayaklarının üstünde durmaya başladıktan sonrada Amerika’nın Kuzey Doğu limanlarında çalışmaya karar vermiştir. Dean, ya da sizin bilmeniz gereken adıyla Blast, uzun zamandır ortalarda gözükmemiştir.

Gelelim Dünya’nın bir diğer önemli yerine. 1886’da, İstanbul’da işler Amerika’da olduğundan biraz daha karmaşık idi. Tophane yakınlarında bir evde bitki bilimiyle uğraşan değerli bir kadın vardı. Çiçeği burnunda, ancak aklını bitkiler yolu ile insanları iyi etmenin yollarını aramaktan alıkoyamıyordu. Daha bir sene öncesine kadar ne tıp biliminden ne de insanların halinden anlardı. Ancak hamile kaldığından beri, her hastalığın çözümünü ezberlemiş gibi aklından bir seferde söyleyebiliyordu. Doğuma az bir vakit kaldığında yeniden bu yetisinin azaldığını fark ettikten sonra kendini yatağa hapsetmiş ve bu ilmi bırakmış idi. 1886’nın en çetin geçen kışından sonra doğumu gerçekleştirirken hayata gözlerini yuman o değerli kadın. Dünya’ya en büyük armağanlardan birini bırakmıştı, Abdal. Sevimli olduğu kadar besili ve sağlıklı doğmuştu. Gelişimini o kadar basit o kadar kolay ve zahmetsiz geçiriyordu ki, onu yetiştirmeye karar veren aile bile inanamıyordu. Abdal, gençliğinden itibaren çevresine neşe ve mutluluk saçmaya başlamıştı. Sürekli gülüyor, hastalık nedir bilmiyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi insanları tek bir hareketle iyileştirmeyi de becerebiliyordu.Abdal hakkında net ve kesin süreler elimizde yok. Net olarak ne zaman, nerde söyleyemiyoruz. Ancak Türkiye sınırlarından çıkmadığından eminiz. Sürekli Abdal olarak bahsetmeme kanmayın, sizin bilmeniz gereken adı, Vit.

Şimdiye kadar bahsettiklerimin mantık çerçevesi içinde olmadığını biliyorum. Böyle düşünmeye devam edemeyeceğinizi garanti ederim. Özellikle bu işin Almanya ayağı, sizi biraz tedirgin edecektir. Hitler Almanya’sında her zamanki soğuk kışlardan biri geçiyordu. 1887’nin Ocağında Hannover yakınlarında ufak bir köyde insanlar hayatlarını yaşamaya, mutlu bir şekilde süregelmeye çalışıyorlardı. O köyde bulunan bütün kadınlar örgüleriyle meşhurdur bilirsiniz, özellikle demircilerinin yaptığı örme zırhlar dillere destandır. Her neyse, bir demirci ailesinde işler tam olarak ters şekilde işliyordu. Köyün en fakir demircisinin karısı hamileydi ve demirci karısının üstüne fazla titriyordu. Doğum gerçekleşmeden önce aynı şekilde bu kadında bazı değişiklikleri fark etmiştir. Herhangi bir doğum sancısı veya dışarıdan yapılan herhangi bir etki sonucu acı hissetmiyordu. Kolay bir doğumun getirdiği acılı bir ölüm o gece demirci ustasını gözyaşlarına boğmuştu. Doğan çocuktaki vücut, babasından daha şekilli ve daha oturaklı görünüyordu. Sadece bir bebek olmasına karşı doğar doğmaz yürümeye başlamıştı. Babası bütün olanları ağzı açık seyrederken, küçük bebek meraklı bir şekilde yürürken farkında olmadan masanın kenarına çarpış ve masayı istemsizce alt üst etmiş. O çocuk hayatının neredeyse tamamını madenlerde ve ocaklarda çalışarak geçirdi. Herhangi bir şekilde hiçbir kayıt onun sosyal aktivitelere katıldığını göstermiyor. Hiçbir yerde imzasına rast gelmedik. Adını demirci babasının Kruger koyduğunu iddia etseler de sizin bilmeniz gereken adıyla, Brut.

En sonunda benim ilgimi en çok çeken olaya geldik. Rusya’ya gidiyoruz. O zamanlar üst üste konulup tek seferde vahşice işlenen kanunların ya da en azından kanun olduğu söylenen kağıt üzerindeki saçmalıkların insanları en çok bunalttığı dönem idi. Bahsettiğim dönem 1885 yıllarında Rusya. Daha Stalin’e hazırlık yapan işlenmeye aç bir hamurdan ibaret. İnsanlar ortalıkta dolaşmaktansa, iş gücü gösterip kendilerini kurtarmaya bakıyorlar. Moskova yakınlarında bir köy ve sakin insanları. Köyün insanları sakin oldukları kadar da fakir oldukları için, pek iyi bir köy diyemeyiz. O köyde yaşayan en durumu düzgün aileden bahsediyoruz şuanda. Yine bir doğum gerçekleşecek ve yaklaştıkça fark edilen değişiklikler göz çarpıcı. Anne hamilelik dönemi boyunca sürekli kitap okuma isteği içinde ve okuduğu kitapların sayısı kütüphanelerce tanımlanabiliyor. Okuduğu her şeyi kafasında tutabiliyor ve unutma eylemini hamilelik başından beri gerçekleştiremiyor. Bilinçli bir şekilde, ailesine doğumdan sonra öleceğini izah ediyor. Tıpkı dediği gibi doğum esnasında hayatını kaybederek çocuğunu Dünya'ya getiriyor. Çocuk doğar doğmaz, konuşmaya, mantık yürütmeye, bulundukları tarih ve ülke ile ilgili yorumlar yapmaya başlıyor. Oldukça şaşıran aile çocuklarını devletten gizliyorlar. Çocuk büyüyüp serpiliyor ve sonunda kendi ayakları üstünde durabilecek duruma geldiğinde evden ayrılıyor. O zamandan beri ne yaptığını bilmiyoruz ancak son aylarda Frankfurt yakınlarda görülmüş, elimizde fotoğrafları var. Son derece kuvvetli mental güçleri olduğunu ve telepatik yetenekleri olduğunu söylüyorlar. Henüz karşılaşma şerefine erişemedik ancak zamanı gelince o da olacak biliyorum. Adını ne koyduklarını bilmiyoruz ancak biz ona Tal diyoruz.

Şuan Dünya üzerinde kimseye hesap vermeden, herkesten habersizce hareket ettiklerini düşünen bir grup var. Birbirlerinden haberdar olduklarını düşünüyorum. En azından Tal’ın hepsinden haberi var. Aksi takdirde Frankfurt’ta ne işi olabilir ? Her şeyin ötesinde, bizim, yani gizli servisin merak ettiği şey bu grup bir araya gelecek mi ? Gelir ise ne gibi tehlikeler bizi bekliyor ? Hepsinden haberdar olmamız gerekli ki tedbirlerimizi alalım. Tek problem Tal, ona yaklaştığınızı önceden bilecektir. Bu yüzden gruba dahil olmadan önce düşünce eğitimi aldınız. Tabi ben o askeri zırvaları bilmem ancak ona karşı bir şansınızın olmasını diliyorsanız misyonunuzu onun yanında giderken unutacaksınız. Başınıza nelerin gelebileceğini tahmin bile edemezsiniz. Evet toplantı burada sona ermiştir. Her birinizin ayrı şekil ve detaylarda misyonları dosyalarınızda mevcuttur. Hepinize bol şans diliyorum, ihtiyacını olacak.

Bu toplantıdaki en önemli etken bizim ne amaçla kullanılacağımızı göstermek ve ya başımıza nelerin geleceği değildi. Şuan bir problem oluşma aşamasına doğru ilerliyor ve bizim buna bir şekilde engel olmamız isteniyor. Belki başkan belki daha yüksek rütbeli biri. Kimin umurunda ki ? 7 kişiden oluşan bu birliğe ilk kurulduğunda girdim. O zamanlar daha toydum tabii ki, tıpkı herkese o görev dağıtan ekrandaki şişko gibi. Bir zamanlar yaşıyormuş, bizim gibi nefes alıp veriyormuş. Şuanda kalbinin bile olmadığını iddia edenler var. Her neyse, grubumuzda iki İrlandalı, bir Türk, bir Alman ve 2 Amerikalı ve bir de benden bir tane bulunuyor. Ne ailemi hatırlıyorum, ne de nereden geldiğimi. Adımı bile bana burada koymuşlar Arthur. Öyle bir film vardı zannedersem. Neden böyle bir isim koyduklarını unutalım, zaten önemli değil. Grubun beyni Türk arkadaşımız Faruk. Bilgisayardan anlayan demek istemiyorum, bilgisayarı tamamı ile ezbere bilen Alman arkadaşımız Platzeck. Silah dendiğinde akıllarını kaçıran Amerikalı ikiz kardeşler Will ve Phill. Gerçekten tehlikelidirler. Son olarak kafalarının içinde bilgisayar olduğunu düşündüğüm, her şeyi bilen İrlandalı dengesiz ve alkolik ikili Eliza ve Grace. Şuan bulunduğumuz sığınağımız nerede olduğunu açık bir şekilde bende tam olarak bilmiyorum ancak üst den ayrılırken arkama dönüp baktığımda çoğu kez Afrika’yı görür gibi oluyorum. Ben ve grubum birçok insanlık tarihinde yer alan görevi başarıyla tamamladık. 18. Hangar olsun, 43 1880 davası olsun, hatta şişko söylemişti sizden öncekiler diye bahsederken. Söylentiye göre bu servisin kurulmasından önceki dönemdeki ajanlar yani bir bakıma bizim atalarımız sayılan insanlar E.T. olayını çözmüşler. Tabii ki bu sadece şehir efsanesi. Her ne kadar şehir efsanesi olsa da, bundan sonraki efsaneleri biz yazacağız. Bu arada kendimden bahsetmeyi unuttum üzgünüm. Ben, nereli olduğu ve nereden geldiği belli olmayan Arthur, Bende bütün ekibin özeti var diyebiliriz. Elim her şeye yatkın oluyor çoğu zaman. İlk defa yaptığım şeyleri bile yıllardır yapıyormuş edasıyla başlıyorum. Bu başıma çoğu kez geldikten sonra artık pek fazla umrumda olmama başladı. Daha sabahın henüz dördü. Biraz uyusam iyi olur, sabahki toplu başlangıç partisini kaçırmak istemem.



dn: Hepsi Suffocation sebebidir. Af eyleyin.
_________________

Inner Beast > Drummer
Üçlü falan kalmamış bilader. Ben tekim.


En son Martin Emilian tarafından 14/1/2010, 11:24 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rafael Roger Rooftrellen
Kıdemli Üye


Erkek Mesaj Sayısı : 1798
En belirgin özelliği : İradesi
Savaş Tarafı : Tarafsız
RP partneri : Amberyl
Kan Durumu : Safkan
Asa : Scarlet Hawk
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   13/1/2010, 21:37

Güzel, kesinlikle güzel. Hatalar var ama çoğu klavye hataları, görmezden gelinebilir. Tek bir şey eksik; içinde bulunulan yıldan bahsetseydin dünyadaki genel tablo üzerinde daha belirgin bir fikrimiz olurdu. Devamı için gizli tuttuğunu umarak heyecanlanıyorum. Neyse, role playi bıraksan da bu şekilde bile siteye girmen güzel. Yazmaya devam.
_________________

Not only arrivals, but also abandoners are hailed by the bell. Hear it tolls? I do...

Dementor's Kiss on Facebook

Inner Beast - LeadGuitar
ÜçLünün Biri..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Canoros Remus Watson
Ravenclaw IV. Sınıf & Bina Başkanı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1757
Yaş : 20
En belirgin özelliği : Pek belirgin olmaması diyelim
Savaş Tarafı : Evet hala raf raf xD bir yıl oldu mu demeliyim sanırım
RP partneri : Ay-sun
Aysun Vaysun
Aygüneş (güneş - ay- yıldız - bulut - dünya - gezegen. İp atlıyolar ya hani xD)
Zidni kısaca
Kan Durumu : A- Rh
Quidditch Konumu : Arayıcı
Asa : Black İce
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
45/50  (45/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   13/1/2010, 23:04

Tek kelimeyle mükkemmeldi. Bir sonraki bölümü merak ve heyecanla bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dementorskiss.rpg-boards.com/karakter-kartlary-f164/canor
Ra'dal Ian
Dükkan Sahibi & İblis
Dükkan Sahibi & İblis
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 127
Yaş : 39
En belirgin özelliği : özellik.
Savaş Tarafı : taraf.
RP partneri : Peugeot Partner, iyi ticari.
Kan Durumu : B rh (-)
Quidditch Konumu : Köşede 'hat dog' daaatan gıcık herif vardı ya.
Asa : Alea Nâru.
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   5/3/2010, 15:08

Canaros, ikinci bölüm sana.

Çalar saatin iç gıcıklatan sesiyle uyanmaktan nefret ediyorum. Uyanır uyanmaz ilk gördüğüm şey duvardaki Merilyn Monroe posteri oldu. Güzel kadınmış anlatılanlara göre. Gerinerek doğrulduktan sonra burnumun içine dolan klorin kokusundan kahvaltının bitmek üzere olduğunu anladım. Hazırlıklara başladıklarından, boş bir kahvaltı masası beni bekliyordu. İşin en güzel tarafı her seferinde aynı tabloyla karşılaşıyorum. Grace gerçekten kahvaltı hazırlamayı iyi beceriyor. Odamdan çıktığımda klorin kokusu daha da ağırlaştı. Phill işine odaklanmış olsa gerek ki benim çıktığımı görmedi. Yavaşça arkasından yaklaşıp sırtına vurdum ve günaydın dedim. Yüzünde koruyucu maske olduğundan çok komik bir ses çıkararak karşıladı. Daha fazla meşgul etmeden güzel kokuların geldiği mutfağa doğru yöneldim. Duvarların rutubet içinde olduğunu bir koridordan geçerken Eliza’yı köşede oturmuş sigara içerken buldum. Hafifçe eğilip selam verme niyetindeydim ancak o önce görmüş olacak ki kafasını kaldırıp ‘Günaydın, domuz gibi uyuyordun dün gece. Uyandırmaya kıyamadık, görev için sen seçildin şanslı çocuk.’ dedi. Biraz şaşkınlık ve biraz da sabah salaklığından kaynaklanan yüz mimikleriyle sadece ‘Hadi ya..’ diyebildim. Yanından geçerken o da doğrulup arkamdan mutfağa yöneldi. Mutfağa girdiğimizde Grace en sevdiğim kahvaltıyı hazırlarken hala bir yandan da scotch kaldırıyordu. Eliza içeri girer girmez ‘Evet günün şanslısına günaydın diyoruz. Kahvaltısı nerede bu koca domuzun ?’ dedi takılırcasına. Grace istifini bozmadan ‘Ona bugün en sevdiği şeyi yaptım’ dedi elindeki içi muffin dolu koca tabağı önüme koyarken. Ben bir yandan domuz gibi yemeye koyulurken bir yandan da etrafı dinlemeye devam ettim. Şişkonun anlattıklarından bahsettiler bir süre. Ben onları duymuyormuş gibi davrandım, davrandıysam da dinlediklerim bana yetti. Şişkonun anlattıklarına göre görev biraz uğraş vericiymiş. Bu şişkonun ne zamandan beri bu şekilde insanların canını sıktığını bilmiyordum. Ancak biz takım olarak arkasından konuşmaya bayılırız. Yanındayken kendimi biraz halsiz hissetmemin tek sebebi, kalbi olmaması ya da akciğerlerinin olması gereken yerde iki torba olması değildi. İnsanlığını da kaybetmiş miydi acaba ? Son muffin boğazımda kalmıştı. Karışık olan hafızam git gide daha da karışıyordu. Bütün parçalar birbiri içine giriyor, yeni gördüğüm şeyler bile eskiye doğru yol alıp kararmaya başlıyorlar. Grace bana dik dik bakıp ‘Zıkkımlanman bittiyse kalk masadan da hazırlanmaya başla. Şaka bir tarafa ne kadar eğlensek de, işin zor biliyorsun. Yolculuğa çıkmadan önce yapılacak olan son bir araya gelmeyi kaçırma.’ Dedi. Benimle bütün takımın, bir çocukmuşum edasıyla yaklaşıp sürekli dikkat içerisinde olmaları canımı sıkıyordu aslında. Ancak alıştıktan sonra bende onlarla dalga geçiyordum. En çok Grace ile vakit geçirdiğim için en rahat onunla konuşabiliyordum. O bana yalan söylemezdi. Kesinlikle yapmacık davranmazdı. Bu yüzden onu daha çok seviyordum. İnsanların yüzüme karşı farklı, olmadığım yerde farklı konuşmalarından nefret ediyorum. Yüz yüz’e süt dökmüş kedi kesilen insanlar, arkamdan dünya’nın hakimi rolünde atıp tutuyorlar. Atıp tuttukları bana değmediği sürece, oyunlarını oynamakta serbestler. Zaten onları hakim olduğu dünya’ya ait değilim. Hayır ben oradan değilim. Masadan kalkmam zor oldu. Durup durup düşüncelere dalma eylemini biraz fazla sıklaştırmaya başlamıştım. Doğrulup kalktığımda Grace bir şey söylemeden, hatta yüzüne bile bakmadan mutfaktan çıktım. Karnımı doyurduğuma bile pişman olmuştum birden bire, neden ki ? Kendimle olan çatışmalarım benim olduğum yerde saymamı sağlıyor. Koridordan geçerken birden bire durdum,sağa sola bakıp yere çöktüm. Oturdum ve bakındım yıllar gibi geçen saniyeler içerisinde. Ben kim olduğumu dahi bilmiyorum. Nereden geldiğimi ve ailemin kim olduğunu. O kadar karanlıktı ki, içinde bulunduğum zamanı bile etkiliyordu. Bir ailemin olmadığını bilmek o kadar acı bir durum ki, boğazımdaki safra tadı hiç geçmeyecek gibi hissediyorum. Akşam olup, ışık beni terk ettiğinde farkına varıyorum ki, ben yalnız biriyim. Bu hiç değişmedi, değişmeyecek de. Hayatın bu kadar garip ve anlamsız olmasına bazen anlam veremiyorum. Grace'in bana yemek yapışını her seyrettiğimde acaba annem olsaydı şuan o da bu şekilde bana yemek yapar mıydı diyorum kendi kendime. Will arkamı kolladığı zamanlarda, acaba babam olsaydı o da bu şekilde beni korur muydu diye düşünmeden edemiyorum. Korunmaya ihtiyacım olduğunu düşünmeme sebep oluyor. Bilmiyorum, belki vardır. Belki de o kadar zayıfımdır. Belki de ben, gerçekten göründüğüm gibi değildir. Belki de aynada gördüğüm yanılsamadan ibarettir. Anlatılan geçmişim bana ait değilmiş gibi geliyor çoğu zaman. Kendimle çatışmanın en sevdiğim yönü her seferinde yeni bir dersle çıka gelen sonuç oluyor.

Artık yavaş yavaş hareket vakti yaklaştıkça benimde içimde bir kıpırtı başlamıştı. Bu görev ne sıklıkla Dünya tarihinde belirebilir bilmiyordum ancak şuanda benim omuzlarımda idi. Almanya'ya en son geçen sene uluslar arası güvenlik konferansına gitmiştik. O zamanlar yanımda birileri vardı, oysa ki şimdi tek başıma olacaktım. Yolculuğum kısa ve rahat olacaktı. Problem oraya gittikten sonra başlayacak ve birbirini kovalayan ardışık bir sırayla devam edecekti. Öncelikle Will'in yanına uğradım. Giyinmem ve bu görevde ihtiyacım olacak ekipman ile ilgili biraz bilgiye ihtiyacım vardı. Ne de olsa artık eski dönemlerdeki gibi kılıç ve kalkan kullanılmıyordu. Giyineceğim özel bir zırhım, yanımda taşıyacağım acil durum silahım, iletişim ekipmanları dışında bir şey götürmeme gerek oladığını söyledi Will. Ekipmanları edindikten sonra Faruk beni yanına çağırdı. Üzerimdekileri nasıl kullanacağımı ve acil durum esnasında neler yapabileceğimi anlattı. Üzerimdeki zırhın beni görünmez yapabildiğini öğrendiğimde açıkcası gülmeden edemedim. Bilgisayar oyunlarındaki gibi olacaktı demek. Gerekli bilgileri ve yanında bir sürü zırvayı dinledikten sonra Grace'i görmek için yanına gittim. Bana içinde ne olduğunu bilmediğim minik bir kutu verdi, ardından bir süre dalgın dalgın baktıktan sonra konuşmaya başladı. 'Bana bak, saçma bir şey yaparsan seni mahvederim. Buraya tek parça halinde geleceksin ona göre. Kötü bir durumda olursan ve ya sıkıntı içinde olursan bunu al. Babam ölmeden önce bana vermişti. Benim için çok kıymetlidir. Dediğim gibi, eğer dönmez isen başın belada.' Elimde kolye ile kalakalmıştım. Yanağımdan öptü ve odadan çıktı. Öylece bakıyordum duvardaki büyük kum saatine. Her bir kumun aşağıya düşüşünü görebiliyordum. Şimdi tedirgin olmuştum işte. Nereden çıkmıştı ki bu. Birinin bana değer vermesi iyi bir şey olsa gerek. Elimdeki kolyeye baktım. Neredeyse hiç ağırlığı yoktu. Bir çiçeğe benziyordu ancak ben genellikle böyle anlamlı şeyleri saçma saçma nesnelere benzetirim hep. Güzel bir şey olduğunu düşünerek boynuma astım. Fırlatmaya az bir vakit kala ben toplantı odasındaydım, herkes ile birlikte. Son konuşmalar, son söylevler ve son görüşmeler yapılıyordu. Artık herşeyin başlayacağı o an yaklaşıyordu. Derin bir nefes aldım ama işe yaramadı. Gözümü bir anlığına kapadım ve konuşmalardan uzaklaşmaya çalıştım. Tal'a bu kadar yakın olacağım bir zamanı hayal edemezdim asla. Bİr yandan korkuyor bir yandan da merak etmeden duramıyorum. Onlarla bir alıp veremediğim yok ama hikayelerini okudukça ilgim artıyor ve şuanda belki de en güçlüleriyle tanışmaya gidiyorum. İlginç bir deneyim olacak gibi. Kendimi onlara benzer bulduğum anlar oluyor bazen, ancak ayıran özellikler daha çok olduğu ya da ben öyle bildiğim için onlar hep en keskin düşmanlarım oldu. Düşünceler kafamın içinde dolanırken inceden esen rüzgarın çaldığı ıslığı duvarın arkasından duyuyordum. Duvardaki çatlakların arasından süzülerek bana sarılıyordu ama çok güçsüzdü. Ayağa kalkıp odanın içinde şöyle bir yürüdüm. 4 tarafı da çelikten yapılmış, üzerlerinden zincir geçirilmiş kolonlara tutturulmuş bir kutu gibiydi bulunduğumuz oda. Beni birazdan yalnız bırakacaklarını bildiğim halde rahat hissediyordum, en azından bu oda ile ilgili kötü düşüncelerim yoktu. Fırlatmanın pek de beter birşey olmadığını biliyordum en azından. Herkes birer birer selamını verdikten sonra komutları dinlemek için şişkoyla bağlantı kuruldu. Asla saçma hareket yapmamam gerektiğini ve eğer acil bir durum ile karşı karşıya kalırsam sakin olmamı ve Faruk'un bütün yönlendirmelerini birebir uygulamam gerektiğini anlattı. Bildiğim halde tekrar dinledim, hemde can kulağıyla. Sözünü bitirip bağlantıyı kestikten sonra, yavaşça koltuğuma oturdum ve kemerimi taktım. Artık başlayabileceğimize göre, nefesimin anlık kesilmesi sonucu oluşacak zaman boşluğundan yararlanacaklardı. Bekledim. Beklemekten sıkıldığım anlar başladı, bende gözlerimi kapattım. Tek duyduğum biraz titreşim ve benim ödlek nefesim idi. Öyle bir an geldi ki, sanki, nefes alamadım. Gözlerim istemsiz kapandı. Ayaklarımı hissedemedim. Sancılı bir kaç saniye içerisinde çok fazla mide bulantısı hissettim aynı zamanda baş ağrısı da vardı. Gözlerimi açtığımda ilk bir dakika hiçbir şey göremedim. Hiçbir şey duyamıyordum da aynı zamanda. Yavaş yavaş renkler yerine oturduğunda başımdaki telsizden Faruk'un sesini işitiyordum. 'Sanırım bayıldı efendim. Bu normal bir yan etki, endişelenmeye gerek yok. Kendine gelmesi birkaç dakikayı bulabilir.' Sözünü kesmeli miydim, yoksa o bana bahşettiği bir kaç dakikayı etrafı araştırarak mı geçirmeliydim. Kemerimi açtım ve ses çıkartmadan odanın kenarlarından birine doğru ilerledim. Zincirler ilk gördüğümden daha sıkıydı bu defa ayrıca biraz eskimiş gibiydiler. Saatimin camından yüzüme baktım. Normaldi. Her zamanki beğenmediğim o yüzü gördüm yine. Odaklandım birkaç saniyemin olduğunu var sayarak koltuğa yeniden oturdum ve pür dikkat kesilerek dinlemeye başladım. 'Arthur ?' Hemen cevap vermeyi istedim ama içimden bir ses bunun mantıklı olmadığına karar verdi. Bekledim bir kaç saniye daha. Yeniden adımı duyunca karşılık verdim 'Faruk ?'. Sesimi kafama darbe yemiş gibi çıkarmaya çalıştım. Biraz boğuk ve yeni ayılmış havası vermek için. Cevap geldiğinde şaşırdım 'Arthur, nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama, planladığımız şeyi yapmak üzereyken biraz ileri gittik sanıyorum. Olman gereken yerden uzaktasın. Yani söylemek istediğim şey, Tal sana en fazla bir kaç kilometre uzaklıkta. Ne yapman gerektiğini biliyorsun. Bağlantıyı en yakın zamanda keseceğiz unutma. Tek başına olacağın bir görev bu. Talimatları biliyorsun. Onu bul ve başarabilirsen sakince temas kur. Başaramaz ise, biliyorsun o konuda eğitim aldın. Sana güveniyoruz, bol şans dostum.'

Telsizin kapandığına işaret olan cızırtılı ses odayı terk ettiğinde, artık kalp atışımdan başka hiçbir şey duyamıyordum. Oda bir anda benim için çok sessizleşti. Karar vermeden önce düşünmeliydim. Her ne yapacaktıysam, ya çabuk düşünecektim ya da hiç. Ellerim titremeye başladı. Ayağa kalktım ve gerindim, sonra giyinmem için verilmiş kıyafetleri zırhımın üzerine giydim. Derin bir nefes alarak odanın kapısına yaklaştım. Ben koltuktan uzaklaştıkça koltuk ve telsizin bulunduğu masa da silikleşmeye başladı. Kapının kolunu yavaşca açtım ve dışarı çıktım. Uzun sayılabilecek bir koridor ve sıralı dizilmiş odalar vardı. Odamın kapısını istemsizce kapattım. Kapatır kapatmaz telsizi almak istedim, çünkü Faruk'un bana ulaşacağı hattın ne olduğunu bilmiyordum, ona bakmalıydım. Kapıyı tekrar açtığımda bambaşka bir odayla karşılaştım. Odada birileri vardı ve özür dileyerek odadan çıktım. Herşey çok hızlı gelşmişti ve açıkcası endişelenmiştim. Neler olduğunu anlayabilmek için çok az vaktim vardı. Gizlilikten bahsetmişlerdi ancak bu kadar da aşırı bir durum içerisinde olacağımı düşünmemiştim açıkcası. Binadan dışarı çıkma niyetindeydim. Koridoru aştım ve sonundaki merdivenlerden aşağıya doğru yavaş yavaş inmeye başladım. Kalp atışımdan başka bir şeyi duymuyordum. Attığım her adımda eskimiş metal basamakların gıcırtısı sinirlerimi bozuyordu. Hareketlerim tıpkı bir paranoyak hastanınkiler gibiydi. Bu durumdan kurtulmamın zaman alacağını biliyordum ancak dikkat çekmek istemiyordum. Sonunda bitmeyecek sandığım merdivenler bitti ve çıkış kapısını gördüm. Kapının hemen yanındaki camekanda oturan adam dikkatimi çekti. Söyleyecek bir yalan bulmalıydım. Adımlarımı yavaşlatarak zaman kazanmaya çalıştım. Camekanın önüne geldiğimde adam önündeki dergiye bakarken eliyle 'Çık.' dercesine havaya bir tokat attı. Ben hiç umursamadan yoluma devam ettim. Dışarı çıktığımda etrafa bakmak için kafamı yukarı kaldırdım. Güneş tam tepemde idi. Kamaşan gözlerim ışığa alıştığında İstisnasız her binanın üzerindeki dev ekranlar ve ekrandaki adam dikkatimi çekmişti. Yanılma payını da hesaplarsak bir seçim öncesi reklam olabileceğini düşündüm. Kim olduğuna dair bir bilgim olmamasına rağmen, Almanya için üzüldüm. Sokakta başı boş adımlarla yürümeye başladım. Etrafı incelemeye çalışıyordum. Odanın beni Hannover yakınlarında bir yere bırakması gerekiyordu. Ancak Faruk'un hesaplama hatası yüzünden daha yakına düştüğümü söylemesi üzerine Salzgitter civarında olduğumu düşünmeye başladım. Ne yapacaktım ki şimdi.



*devamı fırında.
_________________

Inner Beast > Drummer
Üçlü falan kalmamış bilader. Ben tekim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Medivh Dearden
Yaratıcı & DM
Yaratıcı & DM


Erkek Mesaj Sayısı : 1648
Yaş : 35
En belirgin özelliği : Beynini yüzdesel kullanmaması.
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   5/3/2010, 15:55

Hayvansın, ayısın yani.
Devamını merak ediyorum, BLAST nerede :B
Çabuk yaz, kafa göz dalarım :A

_________________
` If I kissed you,
would you cherish that moment?
` If I needed to scream,
would you do it with me?
` If I hugged you,
would you never let go?
` If I needed to go,
would you come with me?
` If I fell for you,
would you catch me?
or just let me hit the pavement?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Canoros Remus Watson
Ravenclaw IV. Sınıf & Bina Başkanı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1757
Yaş : 20
En belirgin özelliği : Pek belirgin olmaması diyelim
Savaş Tarafı : Evet hala raf raf xD bir yıl oldu mu demeliyim sanırım
RP partneri : Ay-sun
Aysun Vaysun
Aygüneş (güneş - ay- yıldız - bulut - dünya - gezegen. İp atlıyolar ya hani xD)
Zidni kısaca
Kan Durumu : A- Rh
Quidditch Konumu : Arayıcı
Asa : Black İce
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
45/50  (45/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   5/3/2010, 20:55

Vay canına, tek kelimeyle müthiş, devamı ne zaman? xD
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dementorskiss.rpg-boards.com/karakter-kartlary-f164/canor
Ra'dal Ian
Dükkan Sahibi & İblis
Dükkan Sahibi & İblis
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 127
Yaş : 39
En belirgin özelliği : özellik.
Savaş Tarafı : taraf.
RP partneri : Peugeot Partner, iyi ticari.
Kan Durumu : B rh (-)
Quidditch Konumu : Köşede 'hat dog' daaatan gıcık herif vardı ya.
Asa : Alea Nâru.
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
50/50  (50/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   7/3/2010, 19:15

Sen ne zaman istersen, fırında şuanda. Az kaldı.
_________________

Inner Beast > Drummer
Üçlü falan kalmamış bilader. Ben tekim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Canoros Remus Watson
Ravenclaw IV. Sınıf & Bina Başkanı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1757
Yaş : 20
En belirgin özelliği : Pek belirgin olmaması diyelim
Savaş Tarafı : Evet hala raf raf xD bir yıl oldu mu demeliyim sanırım
RP partneri : Ay-sun
Aysun Vaysun
Aygüneş (güneş - ay- yıldız - bulut - dünya - gezegen. İp atlıyolar ya hani xD)
Zidni kısaca
Kan Durumu : A- Rh
Quidditch Konumu : Arayıcı
Asa : Black İce
Ruh Hali :

Seviye
Rpg Gücü:
45/50  (45/50)

MesajKonu: Geri: Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)   1/5/2010, 14:35

E gelsin o zaman xD
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://dementorskiss.rpg-boards.com/karakter-kartlary-f164/canor

Martin Emilian (kaç ise artık bilmiyorum.)

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Dementor's Kiss :: Son Dönem :: Rpg Kutusu Arşiv -
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın